4. Bölüm Kumanlar

Birinci bölümde, Hunlardan sonra Macaristan düzlüklerini kendilerine yurt edinen Kumanların yani Kıpçak Türklerinin tarihinden, gelenek ve göreneklerinden bahsetmiştik. Binlerce yıl evvel Orta Asya'da bir arada yaşanması, 800 yıl önce Kumanların bir kolunun Karpat havzasına göç etmesi, daha sonraları Macaristan'ın Osmanlı'nın yönetimine geçmesi ve tüm bunların doğal sonucu, Macarlarla Türklerin kültür, gelenek, örf ve adetinde bir çok benzerlik meydana gelmiştir.

İmre Baski (Türkolog): "Kendir, Türkçe'de de var Kendirin işlenmesinde kullanıldı bu aletler. Macarca'da da Kendir. Macarca'da kendir sözü Türkçe'den eski zamanlardan yani Türkçe'den aldığımız sözcük. Burada bir beşik de görüyoruz. Macarca börçö deriz buna. İşte yine bu da birTürk alıntı sözü. Türkçe'de yani asıl şekli beşik."

Bu benzerlik, bizim için akraba topluluk Macarları, Avrupa'daki diğer ülkelerdenfarklı bir yere koyar.

Bu güçlü Orta Asya kültürünün izleri Avrupa'nın ortasındaki Macaristan'da halen silinmemiştir.

Macaristan ve Türkiye'nin kültürel benzerliklerini ve ortak özelliklerini anlatmaya devam edeceğimiz ikinci bölümde, zaman zaman Anadolu'nun bir köyünün, ya da köylülerinin günlük yaşamından görüntüler izlediğinizi sanabilirsiniz. Ancak dikkat edin onlar Macarlar ya da Kumanlardır.

Kumanların en büyük lideri olan ve onları temsil eden, Başbuğ payesi, eski yönetim sisteminin yıkılıp, yerine şehir devletleri sistemine geçilmesiyle etkinliğini yitirmiştir. Ama Kuman başbuğu seçimi gelenek ve göreneklerde yaşamaya devam etmiştir. 2000 yılında Kumanistan şehirleri arasında Kuman Başbuğu seçimi geleneğini temsili olarak ilk canlandıran şehir, Kişuysallaş olmuştur. 7 Kuman şehri o yıldan beri sembolik olarak Kuman Başbuğu'nu seçer.

Heykeltraş Gyönfi Şondor: "Büyük Kumanistan'daki bir şehirden her yıl bir kişi başbuğ seçilir. Seçilen kişiye o döneme ait başbuğ giysisi giydirilir ve ata bindirilir. Bu sembolik ama onur veren bir seçimdir. Seçildiğimi ilk duyduğumda çok şaşırdım ama sevinçle kabul ettim. Bu atalarımıza bir sorumluluğumuzdu."

Gyorgi Horvath: "2000 yılında bugüne kadar yaptığım çalışmalar nedeniyle beni komutan seçtiler. Bu seçimin siyasi bir amacı yok. Bu sadece bir sembol ama Büyük Kumanistan için büyük bir sembol. Çünkü buradaki insanların bilincini güçlendiriyor. Bu şehirde yaşayanlar için çok ciddi bir etkinlik, önemli bir kutlamadır. Bu geleneğin unutulmasını istemiyoruz."

Kuman kurganlarında elinde kurban kasesi bulunan ata heykellerinde, eski Kuman kültürünün izleri görülmektedir. Bu tür balballlar, kavimler göçünün yaşandığı alanlarda, Orta Asya'da da bulunmaktadır.

Macaristan Kumanları atalarına saygı amacıyla böyle heykeller yapmışlardır. Bugün Kumanistan'ın başkenti sayılan Karcag şehrinin sınırları içerisinde her bir Kuman şehrini temsilen yedi heykel bulunmaktadır. Bunlara Macarca, "Kunbaba" denmektedir.

Heykeltraş Gyönfi Şondor: "Heykeltıraşlığın bende ortaya çıkışı şüphesiz ki, bir tesadüf değil. Bu sanat benim genlerinde var. Kumanlar da ataları için heykeller yapmışlar. Bu tür heykeller sadece Macaristan'da değil Kumanların ilk yerleşim yerlerinde de vardır. Bu nedenle bu heykeller, atalarımız ve onlarla akraba olan halkları birbirine bağlamaktadır. Budapeşte'de ortaokula gittiğim zaman sanat tarihi derslerinde ana kültürümüz yani Asya kültürünü değil klasik Yunan kültürünü öğrendik. Doğu kaynaklı sanat eserleri kültür politikamızda resmi olarak yer almıyordu. İşte bu nedenle Kongur Mandoky ile karşılaşmamızı kader olarak nitelendiriyorum. Çünkü benim dikkatimi Doğu'ya çeken o olmuştur."

Bu tarz, karakteristik Kuman Mezarlıklarını ne ölçüde yansıtıyor?

Nemeth Zoltan: "Bu konuda en çok müze müdürü Laszlo Novak'ın bilgisi vardır. Ağaç mezar başları hakkında bir kitap yazdı. Tuna ve tisa nehirleri arasında kalan bölgede bunlara benzer mezar başları bulunabilir."

Macaristan Kumanlarının Türk kültürü ile ortak olan eşyalarının başında atlarla iç içe yaşadıkları için hayvancılıkla ilgili araç ve gereçler gelir. Macaristan'da Türkçeden geçen kamçi (kamçı) kelimesi halen kullanılmaktadır.

İmre Baski: "Mesela bunun adı, Kumancadan geliyor. Kancıka, kancuka, kamçi, kamşı sözleriyle ilgisi var."

Etrafında demirden dikenleri olan tasma, Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar her yerde kullanılan köpek koruma araçlarından biridir ve kurtlara karşı savunma amacıyla kullanılır. Özel bir tür çoban köpeği olan Komondor (anlamı Kumandır) köpeğini Kumanlar 800 yıl önceki göçlerinde beraberinde getirmiştir.

Kurt saldırısına karşı önemli silahlardan biri de demir veya bakırdan küçük bir topuzdur. Bizim çoban asalarına benzeyen bu sopa, Anadolu'da ve Orta Asya halklarında olduğu gibi Macaristan Kumanlarında da daima kullanılan bir savunma aracı olmuştur.

Bu Kuman çobanın söylediği şarkı, Orta Asya'ya ait bu bağların yüzyıllardır korunabildiğini gösteriyor. Doğuya doğru söylediği bu şarkı ile Kuman çoban sanki on binlerce kilometre ötedeki akrabalarına sesleniyor.

Çaldığınız bu çoban şarkıları nereden öğrendiniz?

Çoban Ferenc Felkeltver: "Başta babam olmak üzere başka birçok kişiden öğrendim. Hatta kuşlardan bile. Büyükbabamdan, Imre amcadan, ağabeyimden, annemden..."

Bu gün Macaristan'da özellikle Büyük ve Küçük Kumanistan bölgelerindeki at gösterilerinin yapıldığı çiftlikler çok sayıda turist çekiyor. Türkiye'den turist olarak gittiğimizde bu insanların olağanüstü at biniciliği karşısında hayrete düşüyoruz. Aslında onlara bu yeteneği sağlayan yüzyıllardır kaybolmamış Orta Asya'dan getirdikleri genlerdir. Ve Türklerin ataları, onların da atalarıdır.

Macaristan Kumanlarında bugün hala bilinen ve kullanılan Kuman eyeri, yapı olarak doğu eyeriyle aynıdır. Kuman eyeri Kazak eyeri gibi kaşığa benzemektedir.

Attila Cseppentö: "Ailemiz Büyük Kumanistan'dan geliyor. Oradaki çoban kültürü halk kültüründe çok önemli bir rol oynar. Eyer, çoban kültürünün Asya'nın her yerinde bulanabilen en önemli eşyasıdır. Füred eyeri, Büyük Kumanistan'da kullanılan eski, geleneksel bir eğer biçimidir.

Gerçek Kuman eyeri olan Füred eyeri Kumanlara özgü eyerin yapısını muhafaza eder. Yüzyıllardır aynı kalmış, hiç değişmemiştir. Aslında o Doğu tarzı bir eyerdir. Biz bu eyerleri daha rahat kullanılabilsin, daha güvenli olsun diye çağa uygun hale getirdik yani biraz değiştirdik.

Atlar söz konusu olduğunda vurgulanması gereken önemli noktalardan biri de Kuman düğümüdür. Kuman düğümünün at yetiştiriciliği yapan Kumanlardan, Macaristan Kumanlarına kaldığı tartışılmaz bir gerçektir. Size bir düğüm göstereyim. Bu düğüm sadece bizde, Kumanlar ve Kazaklar gibi akraba halklar tarafından bu şekilde yapılır. Başka yerlerde bilinmez. Yani burada Kumanistan'da ve Kazakistan'da. Kazakistan'da Çin sınırına 6 km uzaklıkta bulunan bir köyde yaşlı bir çoban bu düğümü yaptı.Bu düğüme Macarca'da “kungörç-kunçomo-kunköteyş- adını veriyoruz."


Macaristan'da kültürel özelliklerin ve geleneklerin kaybolmaması, örneğin bu tür at çiftliklerinin devam etmesi ve çoğalması turizmle sağlanıyor. Ayrıca Macaristan'da genç kuşaklara bu kültürün ve tarihin öğretilmesi için yaz kampları kurulması teşvik ediliyor.

Aileler bu kamplarda oba hayatını, ata binmeyi, okçuluğu ve daha bir sürü geleneği, çocuklarına yaşayarak, kullanarak ve uygulayarak aktarmayı amaçlıyor.

Györgi Horvath: "Bu çiftlik 10 yıl önce Kumanların at binme geleneklerini gençlere öğretmek amacıyla kuruldu. Çiftlikte ilk olarak ata binmeyi daha sonra ise Kumanların bir zamanlar savaşlarda kullandıkları silahları kullanmayı öğreniyorlar."

Sandor Pap: "10 yıl önce başladım.Bu yaşam tarzı çok hoşuma gitti. Özellikle de Kumanların savaş tarzı olan ok atmayı seviyorum. Bu nedenle buraya geldim."

Györgi Horvath kızı: "Ben Györgyi Horvath. 8 yaşımdan beri ata biniyorum. Kumanların at binme geleneklerinin korunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü babam Kuman Komutanı, onu örnek alıyorum."

Gabor Scüz: "Ata binmeye ve ok atmaya dört yıl önce başladım. Beni buraya atlara olan sevgim getirdi."

Zsigmond Szöke: "Benim adım da Zsigmond Szöke. 8 yaşından beri at biniyor ve ok atıyorum. Bunu severek yapıyorum.. Bu nedenle buraya geldim."

Attila Cseppentö: "Kazakistan'da Kazak, Kıpçak ve Kuman olmak üzere üç çeşit yurt vardı.. Buradakiler Kuman tarzıdır. Macar atlı kültürü, eyer, Füred eyeri gibi Burada atlarla ilgili pek çok eğitici program hazırlıyoruz.Yedi yıldır yaptığımız bu çalışmalar sonuçlarını vermeye başladı. Çocuklarım bu kültürün içerinde doğdular. Doğal olarak onlar da bu yaşam biçimini kabul ediyorlar. Onlar dokuz yaşından beri ata binmeyi hobi olarak görmüyorlar, bunu bir yaşam biçimi sayıyorlar. Gerçek olan bu."

Halk kültürünün ögelerini giysilerde aradığımızda giysilerdeki dikişlerin, süslemelerinin bazı kısımlarının tarihin farklı dönemlerinden, farklı coğrafi bölgelerden ve tabiat şartlarının neden olduğu gereksinimlerden doğduğunu görürüz.

Alföld'de yaşayanların seneler önceki giyim kuşamında doğu etkisi belirgin bir şekilde göze çarpar. 18. yüzyıldaki Kuman giysisi olduğu şüphe götürmeyen giysilerin başında, Kuman külahını ve nakışla işlenmiş pelerini sayabiliriz. Orta Asya orijinli keçeden yapılmış külah, XVI-XVIII. Yüzyılda Alföld'de yaygın olarak kullanılmaktaydı.

Günlük köylü giysisi olarak kuman külahı, bol pantalon, geniş kollu gömlek ve siyah, düğmeli yelek Kuman giysilerini karakterize eder. Alföld'ün en büyük hayvancılık merkezi olması nedeniyle giysiler koyun yününden hazırlanırdı. Külah ve çoban kepeneği gibi giysiler keçeden yapılmaktadır.

Çoban Ferenc Felkeltver: "Çobanların giydiği bir giysidir.Gerçek yünden yapılmıştır. Bu nakışlı bir kepenektir. Her çobanın bu tarz bir kepeneği vardır. Keçeden yapılır. En önemli özelliği yağmur yağdığında ıslanmamasıdır."

Koyun yününden yapılan keçeye ait sözcüğe bugün Macarca'da rastlanmaktadır.

Çoban köpeği komondorun tüyüne verilen ad kijcesedik (kiytseşedik)'dir. Keçeleşmek anlamına gelir. Yün anlamına gelen gyapjú (gyapyu) ise Bulgar Türkçesidir. Kuman nakışı doğu ögelerini muhafaza etmektedir. Nakış örneğinin kompozisyonu iki paralel çizgi arasında bir desen ve onun iki yanında yer alan başka bir çiçek deseninden oluşur. Büyük kavisli kuman gülleri ve lalelerden, yapraklı uçları çiçekli dallardan; uç süsü olarak da tek çiçekten ve nardan oluşur. Ortada yer alan örnek ve uç süsleri, büyük örneğin biraz daha farklı renklerini taşırlar. Bunlar pembe, kırmızı, kahverengi, mavinin farklı tonları, yeşil ve siyahtır.

Macar halk süsleme sanatına Kuman süsleme sanatı yanında, fetih döneminde Osmanlıların da büyük etkisi olmuştur. XVI. yüzyıldan sonra Türk süsleme sanatının Macar varyasyonları görülmeye başlamıştır. Bunun en göze çarpan ögeleri narlı ve koyunlu desenlerdir. Bu desenlere XVI. yüzyıldan sonra mobilyalar üzerinde de rastlanmaktadır. Resimli çeyiz sandığının adı Kumanistan'da Szándoklada olarak geçer. Szándok Türkçe'de sandık demektir. Kumanların yas rengini ifade eden Kuman mavisi yani koyu mavi bu sandıklarda günümüze kadar gelebilmiştir. XVIII. yüzyıldan sonra daha da zengin motifler ortaya çıkar.

Gabor Szekely (Felşö Kiskunsag Emlekhaz Müzesi Müdürü): "Geriye dönüp baktığımızda Macar halkının evlenecek kıza çeyiz sandığı verme adetinin çok eski olduğunu görürüz. Kızlar evleneceği zaman pek çok giysi hazırlanırdı.Bu sandıkları da gelinin eşyasını, çeyizini , eteğini ve her türlü giysisini koymak için kullanırlardı. Ve bu sandık hayatlarının sonuna kadar misafir odasında durur."

Tüm bunlardan anlaşılıyor ki; bir dönemin Kuman kültürü zamanla Macar kültürü ile kaynaşmış ona farklı bir renk vermiştir. Kumanistan'da yaşayan insanlar, Kuman olan ve olmayanı ayırmadan düşüncede birlik oluştururlar. Kuman olma bilinci daima Macar toplum bilincinden ayrı değil onun bir bölümü olarak şekillenmiştir.

Macarlar, Fin Ugor kökenli olmakla birlikte uzun süre Macaristan'ın tarihi Türklerin tarihinden ayrılmaz. Macaristan'ın bulunduğu Tuna havzası ve Karpatlar bölgesi, çeşitli defalar Orta Asya kökenli kavimlerin istilasına ve göçüne tanık olmuştur.

Macaristan ovaları 4. asırda Attila idâresindeki Batı Avrupa Hun İmparatorluğu'nun, 6. asırda da Volga Nehrinin doğusundan Tuna Havzasına kadar gelen Avar Türklerinin istilâsına uğramıştır. Avar Türkleri, önceleri Şamanistken, Hıristiyanlığı seçmeleri üzerine, yüzyıllar içerisinde Hıristiyanların ve özellikle Slavların arasında eriyip kaybolmuşlardır.

9.yüzyılda Karpatlar ve Tuna havzasını Macarlar'ın aslî unsurunu meydana getiren Árpádlar işgâl etmiştir.

İlk Macar tarihi, Birleşmiş Macar boylarının başbuğunun, Türkçe Arpacık anlamına gelen Árpád soyundan, yani “dünyanın kırbacı Attila'nın” soyundan indiğini yazar. Bu sıralarda Macarların başında bulunan Árpád hanedanı Hazar Türklerinden gelmekteydi. Árpádlar da, Prens Géza zamanında Hunlar ve Avarlar gibi Hıristiyanlığı kabul etmişler ve Avrupa'nın büyük devletlerinden birini kurmuşlardır.

Bu toprakların Osmanlı Türkleri ile tanışması ise 16.yy.da olur. Bu dönemde Macaristan, Osmanlı Devleti'ne bağlı, Budin adı verilen bir eyalet haline getirilir. Macaristan 1699'daki Karlofça Antlaşmasına kadar yüz altmış beş sene Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Osmanlıların Macaristan'daki hâkimiyet dönemi, tam bir huzur, sükûn, adâlet ve îmâr devri olmuştur. Macaristan'ın Avusturya idâresine düştüğü zaman yapılan tahribâta rağmen Osmanlı- Türk izleri bu gün hala tam olarak silinememiştir.

Gabor Szekely (Felşö Kiskunsag Emlekhaz Müzesi Müdürü): "İkinci vitrinde, Türklerin Macaristan'da bulunduğu döneme ait eşyaları görebiliriz. Burada yapılan üç kazıda ortaya çıkan Türklere ait eşyalar bulunmaktadır."

Bu güzel seccadeyi nerede buldunuz?

Gabor Szekely (Felşö Kiskunsag Emlekhaz Müzesi Müdürü): "Burada Fülöpszallas'ta, 300 yıllık çok eski bir evde bulduk. Burada yaşayan insanlar dini açıdan kutsal eşyalarını tavan arasına çıkarmışlar ve uzun süre muhafaza etmişlerdir."

Büyük çarpışmaların geçtiği bölgede geçilmesi zor Tuna nehri eski gücünden bir şey kaybetmeden akıyor. Fethi zor olmuş büyük Estergon Kalesi bu gün hala tüm görkemiyle ayakta. Bu bölgeye turistik gezi amacıyla gelen Türkler için, atalarının büyük bir kahramanlık göstererek fethettiği bu kale büyük önem taşımaktadır. Hatta adına yazılan "Estergon Kalesi" marşının, bugün bile hala kale duvarlarında yankılandığı söyleniyor.

Türk kavimleriyle birlikte bugünkü Macaristan'a yerleşen Macarlar, köklerini, kendi tarihlerinin bilinmeyen yönlerini araştırmak için Türk tarihi araştırmalarına çok erken başlamıştır. Macarca'daki Türkçe alıntılar dolayısıyla Macar dil bilginleri başlangıçtan beri Türk diyalekt ve ağızlarıyla uğraşmak ihtiyacını duymuşlardır.

Batı Avrupa'da ve özellikle Macaristan'da Türklük biliminin kurucusu olan, 1832-1913 yılları arasında yaşamış Ármin Vámbéry'dir. Vambery, Macarların kökeni ile ilgili olarak Macarca'daki Türkçe alıntılar üzerinde çalışmış ve önemli bilgiler ortaya çıkarmıştır.

1860 ve 1945 yılları arasında yaşamış olan Ignác Kúnos, Türk ağızları ve Türk halk edebiyatı alanındaki eserleriyle ün salmıştır. 1890-1976 yılları arasında yaşamış olan Gyula Németh başlangıçta çağdaş Türk diyalektleriyle uğraşmış, eski Türk yazıtları üzerinde çalışmış, ancak daha çok Türk-Macar ilişkileriyle ilgili konuları işlemiştir.

Julia Bartha Damjanich Janos Müzesi Etnografya Blm Bşk: "Türk dilbilgisini ilk olarak Nemeth Gyula yazmış. Bu özel bir kitap. Almanca yayınlandı. Bu işini Atatürk de görmüş. Atatürk'e sundu, tavsiye etti. Onun için kabul edilmiş bu iş."

İmre Baskı: "Gyula Nemeth Macaristan'daki Kumanların dili araştırılmasında da önemli bir iz bırakmış diyebiliriz. Bir yandan ünlü bir Türkolog olarak çok sayıda genç Türkolog yetiştirdi. O arada türk Dünyasınca da çok meşhur çok tanınmış Mandoky da Nemeth Gyula'nın talebesiydi. Zina Gyula Nemeth de Kuman asıllıymış, kendisinin annesi de Kösümüş adında bir ailedendi. Kösümüş hakiki Kuman, Kıpçak ismidir."

1899-1984 yılları arasında yaşamış László Rásony bilim çevrelerinde Türk onomastiği alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Onomasticon Turcicum adlı eseri bu yolda yeni bir çığır açmıştır. Bu eserin düzenlemesi ve baskıya verilmesi üzerinde İmre Baski yıllarca çalışmıştır.

1944-1992 yılları arasında yaşamış olan István Mándoky-Kongur Bulgaristan ve Romanya'da Tatarlar arasında dil ve folklor araştırmaları yaptığı gibi, Kazakistan'da, Kırgızistan'da, Tataristan'da, Moğolistan'da, Çin'de ve Kafkasya'da da dil ve folklor alanlarında çalışmıştır.

1945 doğumlu István Vásáry Altın Ordu tarihi üzerinde durduğu gibi, Macarcada kullanılan Türkçe alıntılarla da uğraşmıştır. Bütün bu Macar hocalar Türkoloji için, uzman nesiller yetiştirmiştir. Yıllardan beri Macar Türkologlar, Türk dünyası ve Türk kültürü açısından çok değerli bilgileri gün ışığına çıkarmış, bu alanda büyük katkılarda bulunmuştur. Bu çalışmalar Türkiye tarihi açısından da büyük önem taşımaktadır.

Attila Cseppentö: "Macarca'da olan ve Türkçe'den geçmiş olan birkaç kelime biliyorum. Bunları çocukluğumuzdan beri biliyoruz. Sözlükten buluyoruz Örneğin kararlı, inatçı anlamına gelen "karakan", bir kabile adı da olan "kartal" kelimesi aklıma geldi. Yiyecekleri kesmede kullandığımız "Biçak". Macarcası biçkadır."

Macaristan'da bugün bile birçok Türkçe kelime ve yer adları bulunmaktadır. Meselâ, tyúk, (tavuk), bicska (bıçak), szakáll (sakal), tenger (deniz), sárga (sarı) teknő (tekne), borjú (buzağı), sátor (çadır) gibi daha pekçok kelime, eski Macarların bir kısmının Türk asıllı olduğunu göstermektedir. Bu benzerliklerden dolayı Bizans imparatoru Macarlara Türk der. Hungaria, Türk 0nogur adının Latince söylenişi olan Ungar adından gelir ve Türklerin ülkesi anlamına gelmektedir.

Macar ve Türk tarihi, kültürü birbiriyle o denli iç içedir ki; bu yakınlık iki toplum arasında Macarları Avrupa'daki diğer ülkelerden farklı bir kategoriye sokar. Tarihsel ve kültürel geçmişin sıcaklığı Macaristan'a giden Türk'ü orada bir dostun gülümsemesi gibi içtenlikle karşılar. Orada kendinizi kendi evinizde gibi hissedersiniz..

Türkiye'deki izleyicilere söylemek istediğiniz bir şey, bir mesajınız var mı?

Attila Cseppentö: "Çok uzun zamandan beri oraya gitmek istiyorum. Türkiye'den bir ekibin burada olmasına çok seviniyorum. İlişkilerimizin gelişmesini çok isterim."

Dr. Fazekas Sandor Karcag Belediye Bşk.: "Birbirimizi biliyoruz. Akraba gördüğümüz herkesle bir araya gelelim ve Türk asıllı topluluklar olarak birbirimize yardımcı olalım.Bilgilerimizi toplayalım. Bizler tahmin ettiğimizden de çok sayıdayız. Ortak bilincimizi güçlendirelim."

İmre Gergely: "Türk dostlarımıza selamlarımızı gönderiyoruz. Tarih boyunca uzun süre birlikte yaşadık. Birbirimize kaynaştık. Onları sevgiyle anıyoruz."

Topluluk: "Yaşasın Türkiye. Haydi İstanbul."